Bruce Willis’in Harrison Ford’un Blade Runner’daki rolünü aldığı fakat taraf değiştirdiği sonra tekrar taraf değiştirdiği, mühendis ve bilimadamları adı verilen kitlenin gene tanrıcılık oynamaya başlaması ve bunun felaketlere yol açması üzerine bir film Surrogates. Fragmanı izleyince zaten filmin kilit noktalarını görmek mümkün o yüzden zaten 88 dakikalık bu filme gitmeye gerek yok pek, biz gittik ve büyük hataya düştük. Sizi bu hatadan kurtarmak için bir kaç noktaya değinmek lazım şimdi… devamı spoiler içerir.
1- Filmde aksiyon çok limitli, bir kovalamaca sahnesi var bir de Quake serisinden apartma BFG ile bir iki patlama sahnesi. Ha bir de Bruce abi dayak yiyiyor göbekli postapokaliptik rednecklerden.
2- Drama bariz bir şekilde hissediliyor filmde, Bruce’un manitasının “çarptırtması” ile kadın kısmına güven olmayacağı da teyid ediliyor.
3- Polisiye film klişelerinden, “5 polis öldürdü o adam, biri benim adamımdı dostum!” sahnesi, rozetini ve silahını masama bırakıp çık görevden alındın muhabbeti filmde mevcut.
4- Böyle bir sistem yaratan adamların sigorta atması sonucu suretle birlikte kullanıcının da ölmesine sebep vermesi ise tam bir skandal.
5- Her zaman olduğu gibi ikili oynayanlar partilerle bir entrika tadı var ama insanligin kaderi haliyle Bruce abinin elinde.
Bu filme 20 tl verme gafletine düşmediğimiz için sevinçliyim premium koltuklu sinema salonunda, fakat 12 tl’yi bile hakettiğini zannetmiyorum.
Not: 2.6/5
o da Bruce Willis’in hatrına.
Dosyamızın ikinci filminde uzaylılar dünyaya devasa gemilerle çıkartma yapıyor, gene Amerikalıların eline kalıyor insanlığın kaderi. Will Smith striptizci karısının yanından kalkıp uzaylılarla savaşmaya giden bir jet pilotu, Jeff Goldblum annesinin sözünden çıkmayan ve eşini çok seven bir geek ve bu ikili hatta anneyle birlikte üçlü dünyayı kurtarmaya çalışıyor.
Armageddon’un aksine bu filmde aksiyon daha fazla, uzaylılar lazerleriyle şehirleri yakıp yıkarken “babanızın yanına gidiyoruz yavrularım” diyen anne figürü gibi ufak dramalar da yok değil tabii bu sırada fakat genel olarak daha çok patlama, daha çok aksiyon mevcut.
Filmde tabii ki başkanın mallıkları efsane, dünyanın kaderinin bir politikacıya teslim edilmesi oldukça yanlış bir olay zaten, ne anlar adam uzaylıdan lazerden. Neyse ki çok zeki insanlar da var Amerika’da ve uzaylılar böcekten hallice yaratıklar.
Uzaylılara kaspersky antivirus yüklemelerini tavsiye ederek bu yazıyı sonlandırmakta fayda var yoksa büyük spoilerlar dönecek.
Filmi izlemek için nasıl bir kafa lazım tam olarak kestiremiyorum fakat işte “koskoca evrende yalnız mıyız ki abi?” sorularının cevabını alan film kahramanlarının sonunu görmek için izlenebilir.
Not: 3.0/5
Bugünlerde kafasını yeşile maviye boyayan, acayip acayip giyinen gençleri veya kullanılmış liseli iç çamaşırları otomatları ile saçmasapan bir toplum olan Japonların bu hale gelmesinin sorumlusu Amerika sanırım.
Herneyse, film 1954 yapımı, siyah beyaz ve efektleri oldukça kötü 2009 izleyicisi için. Gene de izlemek istiyorsanız bunları gözardı edebilmeniz lazım.
Tabii ki bir önemli nokta daha, oyuncuların hepsi çekik gözlü olduğu için ve isimleri de acayip tabii ki, kimin kim olduğunu anlamak oldukça zor. Gene de esas oğlanlar falan belli o konuda bir sıkıntı yok.
Benim notum: 3.8/5
Film akıcı, ama efektler kötü üstüne siyah beyaz ve merak dışında izlemek için bir sebep yok bu çekimini.
[spoiler]
Japon pilotları çok beceriksiz, bi milyon tane roketi dağa taşa atıyorlar sonra Godzilla’yı nasıl yok edicez tribine giriyorlar mesela.
Zoolog amcanın öldürmeyin Gojira’yı inceleseydik onu bir, nasıl bu kadar radyasyona rağmen hala hayatta öğrenseydik diyerek adeta o da bizden biri, nükleer silahlara rağmen ayakta kaldı hissiyatı veren tavrı beni benden aldı.
Gemide kız kıza dans olayı ise ayrı bir olay, gerçekten Japonlardan pek de farklı değiliz sanırım.
[/spoiler]