Arşiv

Archive for the ‘Gerilim’ Category

[Rec] – İspanya’nın Zombilerle İmtihanı

01/18/2010 Yorum yapın

Yerel televizyon ekibi itfaiyecilerle bir çağrıya gider ve olaylar gelişir. Korku türünün standartlarından olan zombiler ile klastrofobik ortamları sentezleyen film, Cloverfield kadar şaşalı bir prodüksiyon olmasa da el kamerasıyla çekilen korku filmleri arasında bu güne kadar izlediğim en başarılı örnek.

Paranormal Activity, Blair Witch Project, Cloverfield gibi diğerlerinden farkı yakın temas ve kapalı alanlar. Karakterler çaresiz ve gergin, üstüne bu gerginlik izleyiciyi de etkisi altına alacak boyutta.

Tamamen konudan habersiz bir şekilde Paranormal Activity’i beğenmeyerek izlemeye başladığım [Rec], özellikle son on dakikası ile beni oldukça tatmin etti diyebilirim. Hatta bu kadar acı çekerek izlediğim bir film hatırlamıyorum. Nelerin olacağı aşağı yukarı tahmin edilebilen klişe sahnelerinde bile giriş ve gelişme bölümünde yükselen gerilimin de etkisiyle kıvrandım.

Aynı yönetmenin Darkness adlı filmi de [Rec] kadar başarılı olmasa da izlenmeye değer.

Categories: Gerilim, Korku

Pek Normal ve Aktivitesiz – Paranormal Activity

01/18/2010 Yorum yapın

Fragmanında filmin tüm iyi replikleri, sahneleri olup geri kalan bölümünde vasatı aşamayan filmler akımının son üyesi Paranormal Activity. Fragman adeta bir tuzak çünkü kaydadeğer bir hareketlenme olmasını beklediğiniz bitmek bilmeyen gecelerin en iyi on saniyesini gösterip beklentileri yükseltiyor, fakat bu beklentileri karşılamak yerine “bitse de gitsek” dedirtiyor.

Amatör kamera, doğal mekan ışığı ve büyük efektler ile kostümler kullanılmadan çekilse de “ne olacak acaba?” gerginliği “eeh hadi be” hissiyatına yerini bırakıyor, olaylar bir türlü gelişmediğinden can sıkıyor. Tabii ki bu yeterince bu türden film izlemiş ve kaşarlanmışlar için geçerli, hala bakir zihinleri yeterince gerebilir.

Başka bir saçmalık, internette dolaşan divx ya da dvd rip versiyonlarında 20 dakika kesilmişmiş, belki de bana o yüzden kötü gelmiştir. Fakat filmin esas mekanına benzer bir ortamda yarıda bırakıp rahatsızlık çekmeden uyuyabiliyor olmam filmin başarısızlığının ispatı.

Bunun yanında filmin üç farklı sonu var, sinemadaki en korkuncu olabilir ki o da bir anlık “böh” hissiyatından öteye gidemiyor. Geri kalanlara youtube’dan ulaşmak mümkün, fakat stüdyonun talebi üzerine kaldırılıp duruluyor bu videolar ve bir çok da parodi mevcut.

Filmin başındaki “bu görüntüleri kullanmamıza izin verdikleri için teşekkür ederiz” saçmalığı ise tamamen yalan.

Kısaca, film başarılı değil. Çok merak ediliyorsa izlenebilir, ama paraya ve vakte yazık.

Hala merak edenler ve fragmanı görmeyenler için filmin resmi sitesi.

Categories: Gerilim

Testereyle Hayat Dersleri: 6. Ünite – Saw 6

12/12/2009 Yorum yapın

Jigsaw’un vasiyeti mirasçılarının eline geçer ve olaylar gelişir. Ağır mesaj kaygılı ve bir ton plot twistli film serisinde kan gene gövdeyi götürüyor ve işleri sadist polis abinin ele almasıyla oynanan oyunlardaki kan seviyesi bardakları taşırıyor.

Serinin bu filminde Jigsaw’un derdi bankacılar ve sigortacılarla, insanların hayatı üzerinde tanrıcılık oynayarak ölüm fermanlarını imzalayan bir grup “jerk” ile oynanan oyunlar ise takdire şayan.

Jigsaw’un son işi, kanser tedavisini ödemeyi reddeden ve insanların hayatını olasılık ve karlılık formülleri üzerinden verdikleri kararla karartan şerefsiz beyaz yakalıların bir akvaryumda birbirlerini yemesi. Fakat bu filmde işler gittikçe karışmakta, kimin eli kimin cebinde belli değil durumu ortaya çıkmakta.

Filmin vizyona girdiği ilk gün salonda üç beş koltuk dışında boş yer yoktu fakat bir kaç çift hatun kişi baskısıyla arada ayrıldı. Gore rezistansı düşük kişiler için diğer filmlerden daha ağır olduğunu belirtmekte fayda var, fakat türün izleyicileri için pek zorlayıcı değil hatta önceki filmlerde daha iç gıcıklayıcı ölümler veya hayatta kalma çırpınışları mevcuttu.

Kazara spoiler verip rezil etmek istemediğim için oldukça gergin bir şekilde yazmak zorunda kaldım fakat ilk filmden sonraki en iyi filmi bence serinin, hele ki daha durgun geçen beşinci filmden sonra ilaç gibi. Gitmeden önce kesinlikle önceki filmleri izlemekte fayda var çünkü hepsinden kilit sahneler gösterilmekte hafıza tazelemek adına.

Not: 4.5/5

Categories: Gerilim

Irreversible

irreversible7 senelik film aslında ama 1-2 ay önce izleme şansım oldu. Açıkçası keşke hiç izlemeseydim demek istiyorum. Zaten daha ilk saniyeden başlayan karanlık,karambol,dehşet,iğrençlik,kavgalar,küfürler,tecavüzler,ölümler film boyunca sürüyor. Şimdi bu söylediğim temalar normal geliyor olabilir size. Ama filme 10-15 dakkadan sonra dayanmak gerçekten imkansıza yakın.

Mesela Hostel’i ben beğenmiştim. Gerek arkasındaki uçuk fantazi gerekse efektler ve işlenişi hoştu. Ne kadar vahşet ağırlıklı olsa da kendini izlettirebilmişti bana. Bu filmi izlemek ise işkence.

Zaten bu filmin bu kadar geniş kitlelere yayılmasının tek sebebi Monica Bellucci’nin tecavüze uğradığı bir sahne olması. Alakasız aktörler olsa az bilinen bir bağımsız yapım olurdu. Çünkü zaten film demek oldukça zor izlediğimiz şeye. Eminim dvdyi alan herkes Monica Bellucci’ye yapılan ve 10 dakka süren tecavüzü izlemiştir sadece. Çünkü filmi izlemeye başladıktan 10 dakka sonra öyle bir depresyona giriyorsunuz ki bari Monica’nın sahnesi nasılmış diye bakmak istiyorsunuz.

Konusu fena değil, yani bu bir kitap olsaydı ve okusaydım güzel olabilirdi. Filmlerde tamamen gerçekçiliği savunan ben bile bunu fazla gerçekçi buldum. Alternatif sinema veya Monica Bellucci fantaziniz yoksa uzak durun.

alternatifciler için 2.8/5

normal insanlar için 1/5

Categories: Filmler, Gerilim

The Ninth Gate

08/10/2009 Yorum yapın

ninthgateJohnny Depp’in fiks rollerinden birinde olduğu fantastiğimsi Roman Polanski filmi The Ninth Gate, Dean Corso’nun (Johnny Depp) Boris Balkan (Frank Langella) adlı çok zengin ve çok hasta abi için çalışmaya başlamasıyla şekilleniyor ve olaylar gelişiyor.

Şeytanın kendi yazdığı iddia edilen ve dünya üzerinde sadece üç kopyası kalan bu kitaplardan biri Boris Balkan’dadır fakat vaadedilen sonuca ulaşmadığı için kitabı, Corso’yu Avrupa’ya yollar ve hangisi gerçek bir bak bakalım diye salıverir. Bu sırada tabii ki kitabı kullanıp şeytanı dünyaya summonlama peşindeki bir çok süper zengin ve hasta insan çeşitli komplolar kurarlar Corso’ya ve diğer kitap sahiplerine.

Olaylar genel olarak yavaş ilerleyişe sahip, az karakter var ve hepsini bağlayan gizli ajandaları olduğu için yüzeysel izleyiciler için sıkıcı olabilir. Johnny Depp’in fiks “baya iyiyim ya” rolünü oynaması da başka bir konu, abuk sarkastik komedyen veya superfucker arasında gidip gelen abi birazcık baymaya başladı beni bu aralar çok filmini izlemiş olmamdan olsa gerek. Johnny Depp sevmeyenler için The Public Enemies daha iyi bir seçim olabilir eğer kaçınılmazsa kendisini izlemek. Sonuç olarak gay korsanı, Elm Sokağı Kabusu serisinin ilk filminde 15 yaşındaki aptal ergeni ve benzer talihsiz rolleri oynamış birini bu kadar taşşaklı olarak görmek bana acayip geliyor.

Cougar teması ise filmin değişik tadlarından biri, Lena Olin’in performansı baya iyi sayılabilir ufak sahnede. Bunun dışında filmden büyük çıkarımlar yapmak da olası, eğer Jackson Pollock yüzyılın dahileri arasındaysa tabii ki size göre, fakat öyle izlemelik bir film değil pek. Aksiyon sınırlı, hikaye yavaş ilerliyor, güzel kızlar mevcut değil. Filmin sonunun açık olması ise ayrı bir tad.

imdb.com’da underrated bir film olduğu konusunda bir kaç yakarış mevcut, mümkündür. Filmden gerekli mesajı almak için çok kasmak lazım, yoksa genel temalar hırs ve sapkınlık bu filmde ve gayet açık olmasına rağmen izleyicinin efor sarfetmesi gerekiyor aradaki bağlantıları kurmak için. “Futbol 22 erkeğin bir top peşinde koşmasıdır” zihniyetine sahip insanların, bir ton yaşlı başlı insanın 3 adet kitap peşinde koşmasını izlemekten keyif almaması da olasıdır.

Not: 2.6/5

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.